ZAM/AN

 

"HORAS NON NUMERO NİSİ SERENAS"
"BEN, SADECE, HOŞ GEÇEN VAKİTLERİ GÖSTERİRİM"

( Venedik - Saint Marco alanındaki Güneş Saatinin altında yazar )

HAKUNA MATATA!!!
ÂN'I YAŞA! (Kenya dilinde!)

 

 


 

ZAMAN (Sözlükte / Ansiklopedide)

Dünyada olup bitenlerin ardışıklığını görerek zihnimizde yarattığımız ve olayların bundan sonra da içinde olup gideceğini (süreceğini) düşündüğümüz, başı / sonu olmayan soyut kavram.

 


 

Bankada bir hesap sahibi olduğunu düşün, hesabına her sabah $ 86.400 para yatırılıyor, fakat bu paranın hepsini akşama kadar harcamak zorundasın, ertesi güne transfer edilemez. Paranı kullansan da kullanmasan da hesap her akşam sıfırlanıyor. Ne yaparsın? Tabi ki hepsini harcamaya çalışırsın. Hepimiz Zaman adlı bu bankanın müşterileriyiz. Her sabah 86.400 saniyeye sahip oluyoruz, her akşam gün boyunca kullanmadığımız saniyelerimiz kadar zarara girmiş oluyoruz, yarına transfer edilemez. Her sabah hesabımız dolar, her akşam boşalır. Geri dönüş yok, saniyelerini ŞU AN`ı yaşayarak harca, en iyisi bunlarla iyi bir yatırım yap. Sağlık, mutluluk ve başarı için! Zaman kaçıyor. Her gün işinin en iyisini yap.

Bir senenin değerini anlamak için, sınıfta kalmış bir öğrenciye sor.
Bir ayın değerini anlamak için, 8 aylık bir bebek doğuran anneye sor.
Bir haftanın değerini anlamak için, haftalık dergi çıkaran bir editöre sor.
Bir saatin değerini anlamak için kavuşmayı bekleyen sevgililere sor.
Bir dakikanın değerini anlamak için trenini kaçıran yolcuya sor.
Bir saniyenin değerini anlamak için bir kazayı önleyemeyen sürücüye sor.
Bir saniyenin yüzde birinin değerini anlamak için olimpiyatlarda gümüş madalya kazanan koşucuya sor.

Her anını değerlendir, her dakikanı çok özel biriyle paylaş.
Zamanında ortak edebileceğin kadar özel biri. Unutma zaman hiç kimse için durmaz.
Geçmiş zaman Tarih, Gelecek zaman Gizemli, ŞU AN ise sana verilen gerçek bir armağandır.

------------------------------

1000 yılın değerini anlamak için sene değerini iki hane olarak programlamış olan bir programcıya sorun.
100 yılın değerini anlamak için El değiştirmeye (Handover) tanık olmuş bir Hong Kong vatandaşına sorun.
70 yılın değerini anlamak için ölmekte olan bir insana sorun.
40 yılın değerini anlamak için çölde dolaşmış (traveled in the wilderness) bir Yahudi'ye sorun.
7 yılın değerini anlamak için 7 yıllık iznini (sabbatical leave) alamamış bir profesöre sorun.
5 yılın değerini anlamak için bir daha seçilememiş bir milletvekiline sorun.
Bir milisaniyenin değerini anlamak için şehri karanlığa gömen bir elektrik (power) mühendisine sorun.
Bir mikrosaniyenin değerini anlamak için pentium makine almış olan birine sorun.
Bir nanosaniyenin değerini anlamak için yeni terfi etmiş bir dijital devreler tasarımcısına sorun.
Bir pikosaniyenin değerini anlamak için birçok patentin sahibi olan analog devreler tasarımcısına sorun.
Bir femtosaniyenin değerini anlamak için Nobel Ödülü kazanmış fizikçiye sorun.

 


 

ŞİMDİ ! değilse, ne zaman ?

Geçmiş zaman Tarih, Gelecek zaman Gizemli, ŞU AN ise sana verilen gerçek bir armağandır.

Ne geçmişe bağlıyım ne de gelecekle sınırlıyım. Şimdi, şu anda ve burada yaşıyorum.

Tarih : Erken uyarma sistemi

Üzerinde yoğunlaşılması gereken, ŞU AN'dır.

Geçmişten şu an aracılığıyla geleceğe doğru bir harekettir.

Olmazsa Olmazlar (En Önemliler)
Kullanılagelenler ;
1. SAĞLIKÖZGÜRLÜK
2. ZAMAN ve ENERJİ
3. BİLGİ ve FARKINDALIK

Uygulanagelenler ;
1. DOĞA ve DOĞALLIK
2. UYUM ve BÜTÜNLÜK
3. GELİŞİM ve DEĞİŞİM


 

Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki oğlunu kapının önünde beklerken bulmuş.

Çocuk babasına “Baba 1 saatte ne kadar para kazanıyorsun?” diye sormuş.

Zaten yorgun gelen adam “bu senin işin değil”diye yanıtlamış.

Bunun üzerine çocuk “Babacığım lütfen bilmek istiyorum” diye yinelemiş. Adam “İllaki bilmek istiyorsan 20 dolar” diye yanıt vermiş.

Bunun üzerine çocuk “Peki bana 10 dolar borç verir misin?” diye sormuş.

Adam iyice sinirlenip “Benim senin saçma oyuncaklarına ve benzeri şeylerine ayıracak param yok hadi derhal odana git ve kapını kapat” demiş.

Çocuk sessizce odasına çıkıp kapısını kapatmış.

Adam sinirli sinirli “Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder” diye düşünmüş.

Aradan yarım saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşmiş ve çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşünmüş , belkide lazımdı.

Yukarıya çocuğun odasına çıkmış ve kapıyı açmış. Yatağında olan çocuğa “Uyuyor musun?” diye sormuş.

Çocuk “Hayır” diye yanıtlamış.

“Al bakalım istediğin 10 doları , sana az önce sert davrandığım için üzgünüm ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim” demiş.

Çocuk sevinçle haykırmış. “Teşekkürler babacığım”

Yastığın altında diğer buruşuk paraları çıkarmış. Adamın suratına bakmış ve yavaşça paraları saymış.

Bunu gören adam iyice sinirlenerek “Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun? Benim senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok” demiş.

Çocuk “Ama yeterince yoktu” demiş.

Ve paraları babasına uzatarak “İşte 20 dolar 1 saatini alabilir miyim?” demiş.

 

Bu hafta sonu zamanınızın bir kısmını sizin için önemli birilerine ayırın, onları henüz kaybetmeden !  


 

SOSYAL ZAMANLAR

Zaman, felsefi bir konu ve sorundur. Olgusal bir gerçeklik değil, sadece zihni/akli bir inşa (yapı)'dır.

Olup bitenleri öncelik-sonralık sırasına koyan akıl, giderek bir zaman kavramı yaratmıştır. Doğa bilimcisinin standart ve evrensel saniye (gün/86400) birimine karşılık, farklı toplumlarda ve kesimlerde çok çeşitli zaman algıları ve tempoları görülüyor.

Sosyal zaman olgusunun daha etraflıca araştırılıp değerlendirilmesi, ekonomik kalkınmada önemli rol oynayan verimliliğin yükseltilmesine ve modernleşmeye yardımcı olabilir.

 

Zaman Sözcüğü - Zaman Kavramı

Zaman sözcüğünü, günlük hayatta kullandığımız saatlerden öğreniriz. Zaman kavramını ise fizikten kazandığımızı sanırız. Günün belli saatlerinde çalışır, dinlenir, eğleniriz. "Zaman" dediğimiz, bir sinema filmi gibi, çevremizde sürekli akıp giden ne olduğunu tam bilmediğimiz, sorgulamadığımız, sorsak da pek kavrayamadığımız bir şeydir. Yani nedir ? Bilmeyiz ama bildiğimizi sanırız. Eski Yunanlılar, zamanı arkadan esen bir rüzgar gibi algılar, önlerinde uzanan geçmişi tartışırlarmış. Çağdaş insan ise zamanı önden esen bir rüzgar ya da karşıdan gelen bir akım gibi algılıyor, sanırım. Geçmiş arkalarda kalmıştır, insan geleceğe doğru koşar. Geçmişi (tarihi) değil, geleceği konuşur. Bilim, fizik bilgisinin mks (metre, kilogram ve saniye) veya cgs (santimetre, gram ve saniye) gibi uzunluk, ağırlık (kuvvet) ve zaman ölçümü sistemlerine dayalı olduğunu söyler. Her iki sistemde de zaman değişkeni saniye ile ölçülür. Saniye dakikanın, dakika saatin 60'ta, saat ise günün 24'te biridir. Yani saniye, günün 86400'de biri; gün ise 86400 saniyedir. Peki ya gün ? Dünyamızın kendi ekseni çevresinde bir kez dönme süresi ! Mantık-söz oyununa dikkat ! Zamanı gün; günü süre (ile) tanımlıyorum. Hafta, ay, mevsim ve yıl gibi öteki zaman birimi katlarını saat ve saniye ile ifade etmemiz döngüyü (elipsi) kırmıyor, açıklamıyor; sadece gizliyor.

Mekanik ve dinamik (hız, ivme, düşme, hareket) formüllerinde kullandığımız t veya z değişkenini ölçmemiz de bu gerçeği değiştirmez. Ama Lord Kelvin gibi, madem ki ölçebiliyoruz, öyleyse "zamanı biliyoruz" diye düşünüyoruz. Bilmek için ölçmek gerekli de yeterlimi acaba ?

Bu yüzden Einstein'ın "Ayrı ayrı zaman, mekan yok, zaman-mekan (time-space) sürekliliği var" sözü, çoğumuzu şaşkına çevirir. Relativite kavramını anlamakta güçlük çekeriz.

Sürekli olarak, günlük dilimizin nerede ? ve ne zaman ? gibi sorulara yanıt olarak, zaman ve mekandan söz ettiğimiz halde; gerçek o ki, zamanın ne'liğini bilemiyoruz. Ciddi bir ansiklopediye ya da sözlüğe bakılırsa şöyle bir tanımla karşılaşılabilir:

"Olayların ard arda sıralanmasına bakarak zihnimizde yarattığımız ve olayların bundan sonra da içinde olup gideceklerini kabul ettiğimiz soyut kavram." (TDK Sözlüğü, 1974:884.)

Filozof Kant da, zamanı, aklın (zihnimizin) bir kategorisi olarak görmüştü -filozofça bir saptama. Günlük hayatta bunca sık kullandığımız bu kavramın somut bir (olgu) veya gerçeklikten çok, soyut bir kavram olduğunu kabul etmek, çoğumuza güç gelebilir. Ama yalın gerçek böyle. Zamanı, cansız, canlı ve canlı-üstü (İnorganik, organik ve süperorganik) varlık alanlarındaki değişmelerden algılıyoruz: Günün ağarıp suların kararması; havanın ısınıp soğuması; baharların açıp yaprakların dökülmesi; karnımızın acıkması, doğum günü kutlaması, takvim yapraklarının koparılması, saatlerdeki akrep ve yelkovanların yer (mekan) değiştirmesi vs. vs. gibi.
Özetle,
Zaman = f (Değişme)
f (Zaman) = Değişme

ilişkileri kurulabilir.

Sosyal bilimci Moore (1963:23) bu karşılıklı ilişkiyi şöyle dile getiriyor:
"Zaman yoksa değişme olmaz;
Değişme yoksa zaman kavranılamaz."

Yani zamanı, duyumsayıp algıladığımız değişmelerden çıkarıyoruz. Aslında, zaman, yaşadığımız, geçirdiğimiz değişmelere, dünyanın ve hayatın değişkenliğine taktığımız genel bir etiket, değişen hayatı içine koyduğumuz bir zarf; hayatın değişkenliğine verdiğimiz addır.

 

Sosyal Zamanlar

Canlı ve cansız doğa olaylarını inceleyen bilginlerin zaman birimi (saniye), evrensel olduğu halde, canlı ve canlı-üstü (kültürel) varlık alanındaki değişmeler yardımıyla algıladığımız sosyal zaman kavramları çok çeşitli ve görelidir. Sosyal zamanlar tarihi, kültürel veya hayali bir olayla başlar. Hristiyan takvimi, İsa'nın doğum tarihiyle, Müslümanlarınki Hicret'le başlatılmıştır. Japon takvimi ise her İmparator'un tahta çıkışı ile yeniden başlatılır. Fransız sosyoloğu Gurvitch (1958), "Sosyal ilişkileri ve zamanların (saate ve takvime bağlı olmadığı gibi), toplumdan topluma, hatta toplumsal zümreler arasında farklı olduğunu göstermişti. Toplum ve topluluklar, aynı takvimi ve saati kullansalar bile, farklı zaman kavramlarına sahiptir. Ülkenin bir kentinden ötekine, hatta aynı kentin bir semtinden ötekine gittiğimizde, zamanın (tik-tak'ın) yavaşladığını ya da hızlandığını hemen duyumsarız. "Ne çabuk akşam oldu ?" ya da "Zaman geçmek bilmiyor" diye yakınırız. Yabancı bir toplum veya kültürdeki günlük hayatın 'tempo'su kişiye değişik ve çarpıcı gelir. Temp (zaman) sözcüğünden türetilen Tempo, zamanın duyumsanan (algılanan) tik-takı'dır. Akış hızıdır. Bu hız, her toplumda farklı olduğu gibi zamanla değişir de.

İstanbul'lu Anadolu yakasındaki evinden çıkıp Levend'deki işine gelinceye kadar, Paris'li işadamı Lyon'a, Tokyo'lu Kyoto'ya varır. Tempo, trende hızlı, gelmeyen otobüs durağında yavaştır. New York'lunun yarım saatte yediği öğle yemeğini, Paris'li eskiden iki saatte yerdi. Şimdilerde bir saate indirmiş. Latin Dünyası sık sık fiesta, Akdenizli hergün siesta yapar, zamanı unutmaya, durdurmaya çalışır.

Ankara'lı memur uyurken, Şam'lı tüccar akşam yemeğine hazırlanır. İspanyol köylüsü sabah tarlaya giderken, Madrid'li genç henüz yatmamıştır. Pakistan'da akşam saat 5'de davet edildiğimiz bir eğlence programı, üç saat gecikmeyle, tam 8'de başladı -Belediye Başkanı'nın katılmasıyla. Zaman ölçümü ve deyimindeki 4-14, 6-16 gibi (alaturka ve alafranga) ikilemlerden dolayı, Doğu Asya ülkelerine uçak kaçıranların ya da limanlarda saatlerce bekleyenlerin sayısı az değildir.

Tokyo garında, perona tam dakikasında gelmeniz tavsiye edilir. 3-5 dakika erken gelen yolcunun aynı perondan kalkan yanlış trene binmesi işten bile değildir. Mısır'daki bazı resmi randevuların, "öğleden önce veya sonra" verildiğine tanık olmuştum. Yakın arkadaşlarımıza pazar ya da pazartesi günü diye "24 saatlik" randevular vermez miyiz ? Bazı Orta Doğu ülkelerinde zaman kavramı öyle esnektir ki, sözünü tutmayan kişi, mazeretini, sadece "İnşaallah" demiştim diye dile getirir. Genellikle bağışlanır da.

Gare du Nord'dan kalkacak trenimi kaçırmamak için peronda koşarken, beni durduran Polis: "Acele etmeyin Mösyö" dedi. "Tam tamına iki uzun dakikanız var." "Mozart Treni", sabahleyin 08:07'de kalkıp, 13:11'de varıyordu Münih'e. Zaman-iş (time/motion) ilişkilerimize ve yönetim ilkelerine mizahi açıdan bakan fakat son derece ciddi eleştiriler getiren Parkinson, şu kanunu önermiştir:
"Her iş, kendisi için ayrılan
zamanda yapılır ve biter."

Gerçekten de öyle değil midir? (Bu satırları 2 Kasım da yazıyorum. 3 Kasım'da okumak üzere.)

"Vakit nakittir" diyen atalarımız, zamanın değerini keşfetmişlerdi, kuşkusuz. Ancak, ne kadar iyi değerlendirdikleri hâlâ tartışmalıdır. PTT'miz bu gerçeği keşfetti ve kullanıyor. Şehirlerarası konuşmalarda, gidiş-dönüş yol ücretlerinin neredeyse yarısını alıyor bizden. Yani hizmeti değil, tasarruf ettirdiği zamanı satıyor. Japon demiryolları da, ekspreslerdeki gecikme rötar süresini nakit para olarak hemen geri döner. THY'na neden 5-6 kat fazla ücret ödediğimizi bir türlü anlayamıyorum. Çünkü uçuş süresi ortalama 6-7 saatlik otobüs yolculuğundan daha hızlı değil.

 

Sonuç : Öneriler

Basite indirgenmiş anlamda verimlilik, birim zamandaki üretim hızı olarak tanımlanabilirse; zamanın hangi birimle ölçüleceği önemli bir sorun olur: Takvim/saat zamanıyla mı, yoksa göreli, sosyal zaman birimleriyle mi ? Teknoloji ve yüksek teknoloji bizi saat ve takvim kullanmaya zorluyor; ancak, bir aylık işi bir gün veya saatte görürsek, geri kalan zamanda ne yapacağımızı söylemiyor. (Ünlü Çin fkrası.)

Takvim ve saat değiştirilse bile, sosyal zamanların tik-takı'nı takvime uydurmak, saate bağlamak kolay olmuyor. Yüz yüze ilişkilere alışmış bir toplumda, telebankacılık pek güven vermiyor. Telefonla çalışan hizmet sektöründen para almak kolay olmuyor. Telefonla verilen yazı-makale siparişlerinin bedelini kolay alamıyoruz. Çünkü sorumlu kişiyi bulamıyoruz.

Japonlar, Batı toplumlarında ortalama bir ay (30 gün) süren ticari sipariş ve teslim süresini 4-5 güne indirmişler. Ama bu işin tekniğini milli bir sır gibi son derece gizli tutuyorlarmış.

Her toplumun kendine özgü, göreli zamanları var. Modernleşme süreci, "zaman temposunun değiştirilmesi" şeklinde de tanımlanabilir. Ancak temponun (hızın) değişmesi ivme'dir. İvme büyüdükçe toplumlarda bunalım ve sıkıntı yaratır. Bir toplum ve toplulukta, zaman algılaması ile tik-takın değişmesi, sosyal değişmenin belirtisi olabilir. Fizikteki hareket bilimi ile teknolojideki time-motion etütlerine paralel olarak, toplumlardaki sosyal-kültürel zamanların incelenip araştırılması işleri için daha fazla kaynak, insan gücü ve zaman ayrılmasının yararlı, gerekli ve hatta zorunlu olduğunu düşünüyorum. Özetle, verimliliği artırabilmek için zaman -yani değişim- kavramının bilincine topluca ve toplumca varmak zorundayız.  

Bozkurt Güvenç - I. Verimlilik Kongresi


 

İYİ DÜŞÜNÜN

Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi?
Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi?
Bu yıl hiç günışığı ile uyandınız mı?
Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz?

Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız?
Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız?
Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç?
Ve siz onu hiç kokladınız mı?

Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı?
Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız?
Kaç kez gözlerinizden yaş gelinceye kadar güldünüz?

Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl?
Çimlere uzandığınız oldu mu?
Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç?
Hiç taş kaydırdınız mı bu yıl?

Kaç kez kuşlara yem attınız?
Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı?
Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz?
Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı?

Kaç kez mektup aldınız bu yıl?
Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç?
Kimseyle barıştınız mı bu yıl?

Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez farkettiniz bu yıl?
İyi bir yılın, bunlar gibi "birçok küçük şeye" bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü?

YAYILIN ÇİMENLERİN ÜZERİNE,
ACELE EDİN...
ER YA DA GEÇ
ÇİMENLER YAYILACAK ÜZERİNİZE...

 


 

Bunları yazıya dökenlerin önemsiz olduğunu düşünmüyoruz. Esas olanın ve yoğunlaşılması gerekenin, kavramı kimin ele aldığı değil, söylenen sözün ya da yazılanın kendisi olduğuna inandığımızdan dolayı kimin yazdığına yer vermedik. Ayrıca elektronik ortamın güvensizliği de, bizi bu tür bir uygulamanın daha yerinde olacağına inandırdı.

"Gerçek ve mantık tüm insanlara açıktır ve onları ilk söyleyen kişiye, onları yineleyene ait olduğundan daha fazla ait değildir."

"Sizi güldüren ya da ağlatan bir mektup alırsınız, bunun nedeni olan postacı değildir."


 

Alışveriş Saati ( http://www.alisverissaati.com )

Gölge Saat ( http://www.golgesaat.com )

Saat ve Saat ( http://www.saatvesaat.com )

Timex ( http://www.timex.com )

 

 

 


BU SAYFADA GÖRMEK İSTEDİGİNİZ BİLGİ VE/VEYA BAĞLANTILARI,
AŞAĞIDAKİ FORMU DOLDURARAK İLETEBİLİRSİNİZ.
(YOU CAN SEND US YOUR INFORMATION AND/OR LINKS,
YOU WOULD LIKE TO SEE IN THIS PAGE FILLING THE FORM)

 

Ad ya da Takma Ad(Rumuz/Mahlas)
(Name or Nickname)


E-posta Adresi
(E-mail Address)

Konu/Başlık
(Subject/Topic/Title)


İçerik/Katkı/Destek/Ek/İstek/Yorum/Soru/Bozuk Adres vs. ???
(Content/Contribution/Support/Add/Request/Comment/Question/Broken Link etc. ???)

6296
( Teknik açıdan, numarayı yanındaki boşluğa girmeniz gerekmektedir. )


 

Bu sayfada arama yapmak için; klavyenizde CTRL+F tuşlarını ya da
tarayıcınızın sol üst köşesindeki [Dosya | Düzen | Görünüm] bölümündeki
[Düzen]'in altındaki "Bul" komutunu kullanınız.

(Başka sayfaların da içeriğinde arama yapmak için
aşağıdaki kutuya aradığınız sözcük ya da konuyu giriniz)

 

Bu sayfa 02 Ocak 2016 itibariyle 167 kez ziyaret edilmiştir.

6D Bilgi Hizmetleri vs. | www.6Dtr.com       FaRkLaR Kılavuzu | www.FaRkLaR.net        GösterGe Hizmetleri
Yenilikler ve Duyurular