FaRkLaR Sözlük | www.FaRkLaRsozluk.com
 

 

MEVLÂNÂ'nın MESNEVî-İ ŞERîF'inden
(ilk) ONSEKİZ BEYİT

 

 

1 Bişnev in ney çün şikâyet mî küned,
   Ez cüdâyîhâ hikâyet mî küned.

"Bu neyi dinle, nasıl şikâyet ediyor; ayrılıklardan hikâyet ediyor".
Hz. Mevlânâ, eserine ayrılıklardan şikâyetle başlıyor. Ney edebiyatımızda "İnsân-ı Kâmil"dir. Kâmil insanların vücûdu neye benzer. Neyin yedi deliği, insanın yedi uzvuna işârettir. Mesnevî'nin "dinle" hitâbıyla başlaması, insânî olgunluğun meydana gelmesi için lâzım olan ilim ve irfânın kulak yoluyla gerçekleştiğine işarettir.

 

2 Kez neyistân tâ merâ bübrîdeend,
   Ez nefîrem merd ü zen nâlîdeend.

"Ney der ki, beni kamışlıktan kestikleri zamandan beri, nâlemden erkekler ve kadınlar inlemişlerdir".
Neyistan bâzı şârihlere göre "elest bezmi"dir. Kamışlıktan koparılmak, rûhun "ihbitü" emriyle ensûrî vücûda inişidir.

 

3 Sîne hâhem şerha şerha ez firâk,
   Tâ bigûyem şerh-ı derd-i iştiyâk.

"Ayrılıktan parça parça olmuş bir sîne isterim ki, iştiyâk derdinin şerhini söyleyeyim".
Ben bu maddî âlemde, insanlar arasında, ayrılık duygusundan dolayı sînesi(göğsü) ve kalbi dilim dilim, parça parça olmuş ve kendi aslı olan âleme kavuşma iştiyâkıyla yanan kimse isterim. Zîrâ benim bu hususta söyleyeceim sırları ve hakîkatleri bu gibi kimseler anlayabilir.

Mevlânâ'ya:
- Aşk nedir? diye sormuşlar:
- "Benim gibi olursanız, bilirsiniz" yanıtını vermiştir.

 

4 Herkesî kû dûr mand ez asl-ı hîş,
   Bâz cûyed rûzgâr-i vasl-ı hîş.

"Her bir kimse kendi aslından uzak kaldı, tekrar kendi vaslının zamânını ister."
Bu dünyâ âleminin sûretleri Hakk'ın vücûd denizinin dalgalanmasından meydana gelmiş köpüklerdir. Bu köpükler yine o hakîkî vücûd denizinde kaybolurlar. Kâmil insanda asla ulaşma arzusu âşikâr, nâkıslarda ise gizlidir. Kâmil insan dünyânın sûretiyle ilgilenmez ve zevk de almaz. Nâkıs insan ise, kendinde gizli olup bilemediği arzûsunu tatmin için maddî zevklerin tutsağı olur; tatmin oldukça, tatminsizlik onu sarar, her şeyden bıkar; nedenini anlayamadığı bir zevksizlik ve ıstırap içinde yaşar. Zîrâ emeller arttıkça, elemler de çoğalır. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de: "Bizi anlamaktan yüz çeviren kimse için, muhakkak sıkıntılı bir yaşayış vardır" (Tâhâ, 20/124) buyrulmuştur.

 

5 Men beher cem'iyyetî nâlân şüdem,
   Cüft-i bedhâlân ü hoşhâlân şüdem.

"Ben her cemiyette nâle edici oldu. Kötü hallilerle, iyi hallilerin eşi, arkadaşı oldum.
Kötü halliler, nefislerinin esîri olan kimseler, iyi halliler de Hakk'a bağlı, cismiyle değil rûhuyla insan olduğunu idrâk eden kimselerdir. Kâmil insan Allah Teâlâ'nın tüm isimlerine mazhar olduğundan, insanların fıtrî kâbiliyetlerine göre onlarla sohbet etme olanağına sâhiptir. Bu maddî âleme gelen her insan, önce gaflete ve nefsânî arzulara meyyâl olur. Bu sûretle de hüsran ve ziyan içinde bulunur. Sonra ezelî hidâyetin sâhibi peygamberler ve onların vârislerinin nasîhatlerini can kulağıyla dinleyip, doğru yola ulaşıp, hüsrandan kurtulurlar.

 

6 Herkesî ez zann-ı hod şüd yâr-i men,
   Vez derûn-i men necüst esrâr-i men.

"Her kimse, kendi zann-ı cihetinden benim yârim oldu. Benim içimdeki, bâtınımdaki sırlarımı istemedi."
Kâmil insanın içinin sırlarını görmek ve anlamak rûh gözüyle olanaklıdır. Sâdece söz ve ilimle kâmil insan olunamaz.

 

7 Sırr-ı men ez nâle-i men dûr nîst,
   Lîk çeşm ü gûşrâ an nûr nist.

"Benim sırrım nâlemden uzak değildir; fakat gözün ve kulağın o nûru yoktur."
"Sır"dan murad, Hz. Mevlânâ'nın latîf olan rûhudur; "nâle" ise ilâhî sırlar ve rabbânî hakîkatlere dâir söylenen sözlerdir. His gözü ve his kulağı bu sırları anlayamaz. Hz. Mevlânâ demek istiyor ki: "Benim sırrım ve rûhum, benim sözlerimden uzak değildir; fakat cismin his gözünde ve kulağında benim bâtınımı görecek ve rûhumun seslerini işitecek derecede nûr ve kuvvet yoktur."

      İçin için gönül ağlar figâna hâcet yok
      Niçin niçin gönül ağlar beyâna hâcet yok.
                   -- Hâfız Yusuf Ararat --

 

8 Ten zi cân ü cân zî ten mestûr nîst,
   Lîk kes râ dîd-i cân destûr nîst.

"Ten cândan, cân tenden örtülmüş değildir; fakat bir kimseye cânı görme izni yoktur."
Kesif olan cisim, lâtif olan rûhdan ve latif rûh, kesîf cisimden örtülmüş değildir; fakat o latîf rûhun zâtını ve cevherini his gözüyle görmek için bir kimseye izin verilmemiştir. Zîrâ rûh sıfat, emir ve şe'n âleminden olduğundan, mücerred olarak kendisinden bir fiil sâdır olmaz. Fiilin meydana gelmesi için şahâdet âleminden bir âlet lâzımdır ki, o da insanın bedenidir.

Ruh Hakk'ın "Hayat" sıfatının, yine Hakk'ın gerçek vücûdunun her mertebeye tenezzülünde (Merâtib-i vücûd) her bir şeyin istîdadına göre zuhûrundan ibârettir.

"Hayat" sıfatı Allah Teâlâ'nın bir şe'nidir. Şe'nî târif etmek olanaklı değildir. Ancak bir cisimde zâhir olduğu zaman, his gözüyle görülür. Örneğin insanın gülmesi ve ağlaması birer şe'ndir; bu iki hâl cisimden zâhir olmadıkça bilinmez ve görünmez.

 

9 Âteşest în bâng-i nây ü nîst bâd,
   Herki în âteş nedâred nîst bâd.

"Bu neyin sesi âteştir, hava değildir. Her kimde bu âteş yoksa, yok olsun."
"Âteş"ten murad, ilâhî aşktır. Kendi aslından uzak düşen her kimse evvelki vuslat zamânını ister; çünkü kendi aslının âşıkıdır. Her kimde aslına ulaşma aşkının âteşi yoksa, o kimse önce kendi mevhum olan varlığından yok ve kendisinin aklî ve nazarî olan bilgilerinden fânî olsun.

 

10 Âteş-i ışkest ke'nder ney fütâd.
     Cûşiş-i ışkest k'ender mey fütâd.

"Neye düşen aşkın âteşidir; meye düşen aşkın da kaynayışıdır."
"Neyin sesi" aşk âteşidir. Kâinâtın zuhûr nedeni ilâhî muhabbettir. Muhabbetin şiddetli olanına aşk ismi verilmiştir. Bu aşk tüm eşyâyı kaplamıştır.

 

11 Ney hârif-i her ki ez yârî bürîd,
     Perdehâyeş perdehâ-yı mâ dirîd.

"Ney, yârinden ayrı olan kimsenin arkadaşıdır. Onun perdeleri bizim perdelerimizi yırttı."
Bir sâlikin bu âlemde, kadın, evlât, mal, mülk, mansıb gibi sevip yâr edindiği her şey mâsivadır. Perdelerden murad; neyde yegâh, aşîran, ırâk, rast, dügâh, segâh ve çârgâh isimlerinde yedi perde vardır. Kâmil insanın sûretinde dahî nefis cihetinden yedi mertebe ve rûhâniyet yönünden de yedi latîfe bi'l-fiil biraraya gelmiştir. Sâlik ise henüz "nefs-i emmâre" mertebesindedir. Yukarı mertebelere terakkî için insân-ı kâmil onun nefis ve rûhanî mertebelerine tenezzül ederek, bu perdeleri birer birer yırtar ve sâliki nefsin ve rûhun tehlikeli geçitlerinden geçirir.

 

12 Hem çü ney zehrî vü tiryâkî ki dîd,
     Hem çü ney demsâz ü müştâkî ki dîd.

"Ney gibi bir zehir ve bir tiryâk kim gördü? Ney gibi bir dost ve bir müştâk kim gördü?"
İnsân-ı Kâmil, a'yân-ı sâbite'deki isti'dâdı şakî olan için zehirdir. Zîrâ onu doğru yola dâvet ettikçe, inadı artar. Ezelî saâdet sâhibi için de panzehirdir. Sâlikleri Hak ve hakîkate ulaştırmak için onların dostu ve müştâkıdır.

 

13 Ney hadîs-i râh-i pür hûn mîküned,
     Kısshâ-yı ışk-ı mecnûn mîküned.

"Ney kan dolu olan yolu söylüyor. Mecnûn'un aşk kıssalarını söylüyor."
İnsân-ı Kâmil, müşkillerle dolu ve nefs-i emmârenin mezbahası olan Hak yolundan haber veriyor. İlâhî aşka mübtelâ olan Mecnûn'un kıssalarını ve hallerini anlatıyor.

 

14 Mahrem-î în hûş cüz bîhûş nîst,
     Mer zebenrâ müşterî cüz gûş nîst.

"Bu aklın mahremi, bîhuşun gayri değildir; zîrâ kulaktan başka dile müşteri yoktur."
Kâmil insanın aklının mahremi, ancak onun önünde, kendi aklını dirâyetini ve fetânetini terk etmiş olan sâliktir. O akıldan faydalanan, ancak böyle bir sâliktir. Yoksa kendi aklını, zekâ ve ilmini beğenen kimse, insân-ı kâmilin aklından ve ledünnî ilminden istifâde edemez. Fakat kendinden geçen sâlik, kâmil insan konuşurken baştan ayağa kulak olup dinler. Kâmil insanın dilinin müşterisi ancak böyle kulak olan sâliktir.

 

15 Der gam-ı mâ rûzhâ bîgâh şüd,
     Rûzhâ bâ sûzhâ hemrâh şüd.

"Günler, gamımızın içinde vakitten habersiz geçti; günler yanmalar ile yoldaş oldu."
Bu cismâniyet âleminde günlerimiz, hakîkat ehlinden, ayrılık gamımız içinde geçerek akşam oldu. Günlerimiz Hakk'ın aşk âteşi içinde yanmalarla yoldai oldu ve bu yanıp yakılmalarla geçti.

Hz. Mevlânâ "bizim gamımızın içinde" demekle, bu ayrılık gamını hem kâmillere ve hem nâkıslara teşmîl etmiştir. Nâkıs insanın zâhiren ve hayâlen ayrılığı îzâha muhtaç değildir. Kâmil insan, her ne kadar bu cismâniyet âleminde Hakk'a vasıl ise de, onun cismi Hakk'a vuslatın kemâline hicâb olmaktadır.

 

16 Rûzhâ ger reft gû rev bâk nîst,
     Tû biman ey anki çün tü pâk nîst.

"Eğer günler gittiyse, de ki: git korku yoktur. Sen kal ey o kimse ki, senin gibi pâk yoktur."
"Sen kal" hitâbı gerçek ma'şûk olan Hakk'adır. Bundan murad, sıfat ve isimlerle bu oluş âleminde mütecellî olarak Sen kal; zîrâ benim varlığım ve geçen günlerim mevhum ve îtibârîdir demek olur. Ârifin nazarında eşyâda sıfat ve isimleriyle zâhir olan Hakk'ın gerçek vücûdudur; oluş âlemi ve cismâniyet hayaldir.

 

17 Herki cüz mâhî zi âbeş sîr şüd,
     Herki bîrûzîst rûzeş dîr şüd.

"Her kim balığın gayridir, o sudan tok oldu. O kimse ki rızıksızdır, onun günü geç oldu."

Bu beyitte üç sınıfın hâline işâret vardır. Birisi balık, diğeri balığın gayri, üçüncüsü de rızıksız olanlar. Balıktan maksat rûhları mânâ deryâsında yüzen zâtlardır ki, aşk ehlidir. Balığın gayrinden murad, sûretle kayıtlı olan hayırlı ve iyilik sâhibi kimselerdir ki, zâhir ve bedenî ibâdetlerle kanâat ederler. Nefsânî kimseler ise, dünyâ hayatlarındaki günlerini sıkıntılar ve gamlar içinde geçirenlerdir.
 

18 Der neyâbed hâl-i puhte hiç hâm,
     Pes sühan kütâh bâyed vesselâm.

"Pişmişin hâlini çiğ olan hiç anlamaz. O halde söz kısa gerektir vesselâm!"
Âlemde mevcûd olan her şeyin nihâyeti vardır. Her şeyin gâyesi hürriyettir. Kendi aslına ulaşan her şey nihâyete erer. Her şey Hak'tan gelir ve yine O'na döner.

Rücûum Hakk'adır Memdûh
Gelip Hay'dan gider Hû'ya

Kâmil insan kendisinden başlangıcı olan Hakk'a ulaşmakla, kâinat ağacının pişmiş ve olmuş meyvesi olur. Diğerleri ise henüz hamdır. Ham meyve, olgun meyvenin hâline yabancı olduğundan, nâkıs kâmilin hâlini anlayamaz. Hâl böyle olunca bu bahisteki sözü kısa kesmek gerektir vesselâm.

 

 

 


BU SAYFADA GÖRMEK İSTEDİGİNİZ BİLGİ VE/VEYA BAĞLANTILARI,
AŞAĞIDAKİ FORMU DOLDURARAK İLETEBİLİRSİNİZ.
(YOU CAN SEND US YOUR INFORMATION AND/OR LINKS,
YOU WOULD LIKE TO SEE IN THIS PAGE FILLING THE FORM)

 

Ad ya da Takma Ad(Rumuz/Mahlas)
(Name or Nickname)


E-posta Adresi
(E-mail Address)

Konu/Başlık
(Subject/Topic/Title)


İçerik/Katkı/Destek/Ek/İstek/Yorum/Soru/Bozuk Adres vs. ???
(Content/Contribution/Support/Add/Request/Comment/Question/Broken Link etc. ???)

4425
( Teknik açıdan, numarayı yanındaki boşluğa girmeniz gerekmektedir. )


 

Bu sayfada arama yapmak için; klavyenizde CTRL+F tuşlarını ya da
tarayıcınızın sol üst köşesindeki [Dosya | Düzen | Görünüm] bölümündeki
[Düzen]'in altındaki "Bul" komutunu kullanınız.

(Başka sayfaların da içeriğinde arama yapmak için
aşağıdaki kutuya aradığınız sözcük ya da konuyu giriniz)

 

Bu sayfa 02 Ocak 2016 itibariyle kez ziyaret edilmiştir.

6D Bilgi Hizmetleri vs. | www.6Dtr.com       FaRkLaR Kılavuzu | www.FaRkLaR.net        GösterGe Hizmetleri
Yenilikler ve Duyurular